Kararsızlık çoğu zaman düşünmeyle açıklanır. “Biraz daha emin olmak istiyorum”, “henüz netleşmedi”, “yanlış yapmak istemiyorum” gibi cümleler bu hâli oldukça mantıklı gösterir. Ancak bu açıklamalar çoğu zaman eksiktir. Çünkü kararsızlığın arkasında genellikle yüksek sesle söylenmeyen başka bir şey vardır: korku.
Bu korku panik hâlinde değildir. Bağırmaz, kaçmaz, kriz yaratmaz. Sessizdir ve çoğu zaman mantık kılığına girer. Bu yüzden fark edilmesi zordur. İnsan kendini korkmuş değil, dikkatli ve temkinli hisseder.
Kararsızlık yaşayan biri kendini nadiren korkak olarak tanımlar. Aksine, genellikle “acele etmiyorum”, “riskleri düşünüyorum” ya da “her ihtimali hesaba katıyorum” gibi cümleler kurar. Bu ifadeler kulağa olumludur, çünkü kararsızlık korkudan farklı olarak akıllı ve kontrollü görünür. Oysa çoğu zaman bu kontrol hissi gerçekte bir kaçınmadır.
Buradaki temel soru şudur: Kararsızlık aslında neyden korkar? Çoğu durumda cevap aynıdır. Yanlış karar vermekten, pişman olmaktan, kontrolü kaybetmekten ve geri dönüşü olmayan bir adım atmaktan korkar. Bu korkuların ortak noktası gelecekle ilgili olmalarıdır. Kararsızlık, geleceği güvence altına alma çabası gibi çalışır. Ancak geleceğin doğasında belirsizlik vardır ve zihin bunu kabullenmekte zorlanır.
Bu noktada düşünmek ile kaçınmak arasındaki fark bulanıklaşır. Her düşünme kararsızlık değildir, ancak bazı düşünmeler açıkça kaçınmadır. İnsan kararın kendisinden değil, kararın yaratacağı sonuçlardan uzak durur. Çünkü karar vermek bir kapıyı kapatmaktır ve kapanan her kapı, bir ihtimalin kaybı anlamına gelir. Kararsızlık bu kaybı ertelemeye yarar. Şimdilik hiçbir şey kaybedilmez, ama bedel birikir.
Kararsızlık korkuyu ortadan kaldırmaz. Sadece erteler. Kısa vadede rahatlatıcıdır, çünkü sorumluluk askıya alınmıştır. Uzun vadede ise korkuyu besler. Belirsizlik uzadıkça zihinsel yük artar. Zihinsel yük arttıkça karar daha da zorlaşır. Bir noktadan sonra kişi “karar veremiyorum” demeye başlar. Oysa çoğu zaman daha doğru cümle şudur: “Karar vermekten korkuyorum.”
Bu yüzden kararsızlık çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır. Kişiyi kısa vadede eleştirilmekten, hata yapmaktan ve sorumluluk almaktan korur. Ancak uzun vadede başka bedeller üretir. Sürekli zihinsel yorgunluk, kendine güvenin aşınması ve hayatın ertelenmesi hissi bu bedellerin başında gelir. Kararsızlık, korkunun daha kabul edilebilir ve daha sessiz bir biçimidir.
Korkunun görünmez kalmasının bir nedeni de mantıklı cümlelerin arkasına saklanmasıdır. “Şartlar uygun değil”, “zamanı değil”, “biraz daha netleşsin” gibi ifadeler tek başına yanlış değildir. Ancak sürekli tekrarlandığında, başka bir şey anlatmaya başlar. Zihin korkuyu doğrudan hissetmek yerine, onu düşünceyle maskelemeyi seçer. Bu da kararsızlığın normalleşmesine yol açar.
Korkuyu görmek bu yüzden önemlidir. Çünkü kararsızlık sadece daha fazla düşünerek çözülmez. Sorun düşüncenin eksikliği değil, cesaretin askıda kalmasıdır. Bu bir zayıflık değil, insani bir durumdur. Herkes zaman zaman karar vermekten korkar. Ancak bu korku fark edilmediğinde yönetici hâle gelir. Fark edildiğinde ise etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başlar.
Sonuç olarak kararsızlık çoğu zaman zayıflık değildir, ama masum da değildir. Altında yatan korku görülmedikçe kararsızlık “benim yapım böyle” diyerek kalıcılaşır. Bazen mesele karar verememek değil, korktuğunu kabul edememektir. Ve bu kabul, çoğu zaman sandığımızdan daha hafifletici bir adımdır.