Kararsızlık Kişilik Özelliği mi, Dönemsel mi?
İnsan kendini uzun süre kararsız hissettiğinde, fark etmeden kendine bir etiket yapıştırır: “Ben kararsız biriyim.” Bu cümle ilk bakışta masum bir tespit gibi durur. Oysa aynı zamanda güçlü bir kabuldür. Çünkü insan kendini nasıl tanımlarsa, bir süre sonra o tanımın sınırları içinde yaşamaya başlar.
Bu noktada temel soru şudur: Kararsızlık gerçekten kişiliğin değişmez bir parçası mıdır, yoksa hayatın belirli dönemlerinde ortaya çıkan geçici bir hâl midir?
Kararsızlığı kişilik özelliği olarak görmek çoğu zaman rahatlatıcıdır. Çünkü sorunu açıklanabilir kılar. Artık ortada çözülmesi gereken bir durum değil, kabullenilmesi gereken bir özellik vardır. Bu bakış açısı kişiyi kısa vadede rahatlatır; kendini zorlamaz, suçlamaz ve değişim beklentisini düşürür. Ancak uzun vadede kararsızlığı sabitler. Kişilik etiketi yapıştırılan şeyler sorgulanmaz, esnetilmez ve dönüştürülmeye çalışılmaz.
Oysa çoğu insan hayatının her döneminde aynı derecede kararsız değildir. Kararsızlık genellikle belirli zamanlarda yoğunlaşır. Hayatın yön değiştirdiği anlarda, seçeneklerin çoğaldığı dönemlerde, yanlış yapma bedelinin büyüdüğü hissedildiğinde ya da zihinsel yorgunluk arttığında kararsızlık daha belirgin hâle gelir. Bu anlarda insan yalnızca bir karar vermeye çalışmaz; aynı zamanda kim olduğunu, ne istediğini ve neyi riske atabileceğini de sorgular. Bu sorgulama derinleştikçe karar vermek zorlaşır.
Bu yüzden kararsızlık çoğu zaman bir karakter özelliğinden çok, bir tepki olarak ortaya çıkar. Zihnin aşırı yük altında verdiği bir tepkidir bu. Aynı insanın farklı alanlarda farklı derecelerde kararsız olması da bunu gösterir. Bir kişi iş hayatında oldukça net olabilirken, özel hayatında sürekli kararsız kalabilir. Ya da gençliğinde hızlı ve cesur kararlar alırken, ilerleyen yıllarda daha temkinli davranabilir. Bu değişkenlik, kararsızlığın sabit bir kişilik özelliği olmadığını açıkça ortaya koyar.
Elbette bazı insanlar belirsizliğe daha hassastır. Kontrol ihtiyacı daha yüksektir, riskleri daha yoğun hissederler. Bu eğilimler kararsızlığa yatkınlığı artırabilir. Ancak bu yatkınlık, kararsızlığın değişmez olduğu anlamına gelmez. Zemin vardır ama sonuç tek başına kişilik tarafından belirlenmez.
Dönemsel kararsızlık genellikle daha rahatsız edicidir. Çünkü kişi kendini geçmiş hâliyle kıyaslar. “Eskiden böyle değildim”, “Eskiden daha netti her şey” gibi cümleler ortaya çıkar. Bu karşılaştırma kararsızlığı daha da ağırlaştırır. Artık mesele sadece karar verememek değil, kendine yabancılaşma hissidir. Zihin, hem kararın yükünü hem de “neden böyleyim” sorusunu aynı anda taşır.
Bu noktada kararsızlık bir sorun olmaktan çok, bir işaret hâline gelir. Zihnin fazla yüklendiğinin, çok fazla ihtimalle baş etmeye çalıştığının işaretidir. Kararsızlık burada çözülmesi gereken bir kusur değil, dikkat edilmesi gereken bir sinyaldir.
Kararsızlık değişebilir mi sorusunun net bir cevabı yoktur. Ancak şunu söylemek mümkündür: Kararsızlık fark edildiğinde yumuşar, etiketlendiğinde sertleşir. “Ben kararsız biriyim” demekle, “Şu aralar kararsız hissediyorum” demek arasında büyük bir fark vardır. İkincisi kapıyı açık bırakır. Bir dönemden geçildiğini kabul eder ve değişimin ihtimalini korur.
Sonuç olarak kararsızlık ne tamamen kişilik özelliğidir ne de tamamen geçici bir hâl. İnsanın belirsizlikle, riskle ve kontrolle kurduğu ilişkiyle ilgilidir. Bu ilişki zamanla değişebilir. Belki de asıl soru şudur: Kararsızlık seni tanımlıyor mu, yoksa şu an taşıdığın yükü mü anlatıyor?