“Sonra bakarım”, “bir ara hallederim”, “şimdi uygun değil” gibi cümleler ilk bakışta masumdur. Kimse “asla yapmayacağım” demez; sadece zamanı ileri atar. Ancak bu erteleme hali sıklaştığında, artık geçici bir durum olmaktan çıkar ve bir alışkanlığa dönüşür. İnsan fark etmeden hayatını “sonra”lara bölmeye başlar.
“Sonra bakarım” demek çoğu zaman isteksizlik değil, zihinsel yorgunluk anlatır. Kişi yapmak istemediği için değil, o anda yapacak gücü olmadığı için erteler. Bu cümle, zihnin kendini koruma yollarından biridir. Çünkü her iş dikkat, karar ve enerji ister. Zihin doluyken bunların hiçbirine yer kalmaz.
Bu noktada erteleme çoğu zaman tembellikle karıştırılır, ancak ikisi aynı şey değildir. Tembellikte bir umursamazlık vardır; “yapmasam da olur” hissi baskındır. “Sonra bakarım” diyen kişi ise genellikle işin farkındadır ve çoğu zaman yapmadığı için rahatsızlık da hisseder. Buna rağmen erteler. Bu çelişki, ertelemenin tembellikten çok zihinsel yükle ilgili olduğunu gösterir.
“Sonra” kelimesi güvenli hissettirir çünkü belirsizdir. Ortada net bir tarih, saat ya da taahhüt yoktur. Bu belirsizlik kısa vadede rahatlatıcıdır. İş yapılmamıştır ama tamamen reddedilmemiştir de. Zihin bu arada nefes alır. Ancak bu rahatlama geçicidir.
Çoğu zaman ertelenen şey işin kendisi değil, işe başlamanın yaratacağı histir. İnsan bazen işten değil, o işe başladığında hissedeceklerinden kaçar. Zor gelme ihtimali, beklenenden uzun sürmesi, yarım kalması ya da istenilen sonucu vermemesi gibi ihtimaller zihinde büyür. “Sonra bakarım” demek, bu ihtimallerle yüzleşmeyi geciktirmenin yumuşak bir yoludur.
Sürekli ertelenen her iş, zihinde açık kalan bir dosyaya dönüşür. Bu dosyalar çoğaldıkça zihinsel gürültü artar, suçluluk hissi büyür ve enerji daha da düşer. Enerji düştükçe yeni işleri yapmak daha zor hâle gelir ve bu da daha fazla ertelemeye yol açar. Böylece fark edilmeden bir kısır döngü oluşur.
Ara sıra ertelemek herkes için normaldir. Ancak her şeye “sonra” demeye başlanıyorsa, basit işler bile sürekli öteleniyorsa, gün içinde ilerleme hissi kaybolduysa ve bu durum kişiyi huzursuz ediyorsa, burada bir işaret vardır. Bu noktada mesele zaman yönetimi değil, taşınan zihinsel yüktür.
“Sonra bakarım” cümlesi çoğu zaman kararsızlığın gündelik hayattaki dilidir. Karar verilmez, sadece ertelenir. Ancak karar ertelendikçe zihinsel yük artar. Bu yük de hayatın temposunu düşürür, gündelik akışı yavaşlatır ve insanı sürekli bir şeyler yetişmiyormuş hissiyle baş başa bırakır.
Sonuç olarak, “sonra bakarım” demek tek başına bir problem değildir. Ancak sürekli tekrarlandığında zihnin dolu olduğunu anlatır. Çoğu zaman çözüm daha disiplinli olmak ya da kendini zorlamak değil, daha az şey taşımaktır. Bazen gerçekten yapılması gereken şey, bir şeyi hemen yapmak değil, o anda hiçbir şey yapmamayı kabullenmektir.